“Gün olur evlattan gelir.

Gün olur varlıktan gelir.

Gün olur yokluktan gelir.

Aciz nefsim şikâyet etme.

Hâline şükret.

Ne gelirse ALLAH’TAN gelir.”

Hepimiz bu dünyada imtihandan geçiyoruz. Eşimiz, çocuklarımız, hısım, akraba ve komşularımız, malımız, mülkümüz, makam, mevki ve servetimiz, kısacası nelere sahip isek her şeyimizle imtihan oluyoruz.

İnsanın nefsi övülmeyi, şöhret bulmayı ve insanlar arasında itibar sahibi olmayı sever ama nefislerine ve arzularına esir olanların, imtihanı kaybedeceği de açıktır.

Her hafta bu köşeden siz değerli okuyucularımla buluşuyor dilimizin döndüğü ve kalemimizin yazdığı kadar birbirinden farklı hikâyeler ve kıssadan hisseler anlatıyorum. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu haftaki kıssadan hissemiz "İMTİHAN" üzerine.

Günün birinde genç bir adam normal bir günde sabahleyin gözlerini açtı.

Her gün aynı saatte kalkar ve rutin olarak eşiyle birlikte kahvaltısını yapar.

Eşinin duası ile işe giderdi. Saat alarmı gibi aynı şeyi tekrarlayıp durmaktadır.

Sabahın erken saatlerinde, yine kahvaltını yaptı, giyindi ve dua etti. Hava soğuktu ve işe soğuktan titreyerek gidiyordu. Bir an önce işe gitmek için hızlı adımlarla yürüyordu. Bir süre yürüdükten sonra eski püskü yaşlı bir adam önüne çıktı. Yaşlı adam anlaşılmaz bir şeyler sayıkladı. İşe gitmekte olan genç adam, yaşlı adamın ne dediğini anlayamadı ve durduktan sonra yaşlı adamın yanına yaklaştı “Selamun aleyküm amca, bir sorun mu var?” dedi.

Yaşlı adam soğuktan konuşmakta güçlük çekiyordu ve zor bela kısık bir ses tonuyla “Allah rızası için yemek ver bana, açım” diyebildi ve genç adam, yaşlı adama yemek yemesi için biraz para uzattı.

Yaşlı adam, uzanan parayı geri itti ve kendisine yemek yedirmesini istedi. Genç adam işe geç kalıyordu ve dakikalarla yarışıyordu. Henüz, hiçbir yer açık değildi. Genç adam, her defasında ısrar ederek, yaşlı adama parayı uzatıyordu. Genç adam, “İşe geç kalıyorum amca, bu yüzden bu parayla karnını doyurabilirsin” dedi.

Yaşlı adam “hayır, yemeği sen bana alacaksın” dedi. Ve eğilip önünde durdu. Kalbi buruklaşan genç adam ne pahasına olursa olsun yemek almaya karar verdi.

Genç adam, yaşlı adama yemek yedirmek için açık bir yer bakmak için yola çıktılar. En sonunda sakin bir yer buldular.

Genç adam yemeği aldı, yaşlı adama verdi, ona biraz para verdi. Yaşlı adam, genç adamın gözlerine ve ruhuna içtenlikle, minnet duymadan ve gücenmeden baktı ve şöyle dedi: “Son anda bu beladan kurtuldun. Çünkü başında büyük bir bela sarmıştı ama sen yaptığın bu iyilik karşısında inşallah belan bitti.” dedi.

Genç adam şaşırdı, bu sözler, yaşlı adamın görünüşü, bir süre önce tanıştığı sefil adam… Aklı karışmıştı. Sanki ruhunda titreyen onurlu bir adam varmış gibi ortadan kayboldu. Ardından genç adam, alçak sesle “Ne belası olabilir ki?” diye kendi kendine sayıklayıp durdu. Ama yaşlı adamı göremedi, ileri geri baktı, ne yazık ki ortada kimseyi bulamadı. İlk defa böyle bir şey yaşamıştı. Uzun yolun nasıl kısaldığını anlamadan ve işe nasıl vardığını bile anlamamıştı, afallamıştı. Öğlen vakti olmuştu. İş kıyafetini giymeye çalıştığında genç adama telefon geldi. Arayan eşiydi. Eşinin sesinde bir şey olduğunu ve ağladığını fark etti. Küçük kızı, kötü bir kaza geçirmişti. Büyük iş arabası kızına çarpmıştı. Genç adam korkudan deliye döndü. Eli ayağına dolanmıştı. Hemen işyerinden apar topar çıktı. Gördüğü ilk taksiyi durdurdu ve hastaneye gitti. Gözlerine inanamadı ve kızına baktı. İnanamıyordu, hala şaşkınlık içerisindeydi. Küçük çocuk orada durmuş, babasına bakıyordu. Çünkü kızının büyük kaza geçirdiğini ve karşısında sağ salim görünce kızına sımsıkı sarıldı.

Genç adam, “Allah’ım sana şükürler olsun. Çocuğumu bana bağışladığın için” diyerek gözyaşlarına hâkim olamadan tekrar kızına sarıldı.

Birden gözyaşlarını tutamadı ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Genç adam;

“Allah’ım sana çok şükürler olsun. Büyük bir kazadan kızımı koruduğun için sana minnettarım Allah’ım” dedi.

Bütün samimiyetiyle Allah’a şükretti ve şu ayeti hatırladı;

“Andolsun ki sizleri biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve meyvelerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!” sabah yaşlı adamla yaşadığı hadiseyi hatırladı, küçük bir dokunuşla ne kadar büyük bir sevap işlediğini ve sıkıntılardan kurtulmanın sırrını anladı.

Bu mananın adı; “İMTİHANDIR” nerede ve kiminle imtihan yaşayacağını bilemiyor insanoğlu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ŞEVKET kara 1 ay önce

Cenabı Allahın bize sunduğu herşeyden imtahan olacağına çok ama az bilhassa da Allahın huzuruna kül hakkı ile gitmemeyi nasip eylesin kardeşim ağzına kalemine güzel bir konuya değinmişsin selamlar

Avatar
Yemliha Gürlek. 1 ay önce

"Hanginizin daha güzel amel işlediğine bakmak için ölümü ve hayatı yarattık. (Mülk Suresi 2. Ayet)"
İyi dünyasındayız... Yüreğine sağlık.