“Başkalarının Gölgesinde Yaşayanlar”

İnsanın kendini inşa etme biçimi, onun dünyaya nasıl baktığını ele verir. Kimi insanlar vardır; yükselmek için basamak aramaz, başkalarının omzuna basar. Parlamak için ışık üretmez, başkalarının ışığını söndürmeye çalışır. İşte tam da burada başlar asıl yoksulluk: İnsanın kendine ait bir değeri, bir duruşu, bir omurgası olmayışı.

En zavallı kişilik, başarıyı başkasının başarısızlığında arayandır. Çünkü bu kişi, kendi emeğine güvenmez; rekabet etmek yerine, rakibini düşürerek kazanmayı marifet sayar. Oysa gerçek başarı, başkasıyla değil, insanın kendi sınırlarıyla verdiği mücadelede saklıdır. Başkasının düşüşüne sevinmek, aslında kendi yetersizliğinin itirafıdır.

Değerini başkasının değersizliğinde bulan kişi de aynı boşluğun içindedir. Kendi kıymetini ölçebilecek bir terazisi yoktur; bu yüzden başkalarını küçülterek kendini büyük hissetmeye çalışır. Halbuki insanın değeri, başkalarının ne olduğuyla değil, kendisinin ne olabildiğiyle ilgilidir. Başkalarını eksilterek çoğaldığını sananlar, aslında içten içe tükenenlerdir.

Cesaretini başkasının korkaklığında arayanlar ise en tehlikelileridir. Çünkü onlar, risk almadan kahraman görünmek ister. Gerçek cesaret, başkası korktuğunda değil; herkes korkarken doğru olanı yapabilmektir. Korkunun olmadığı yerde sergilenen “cesaret”, sadece bir gösteriden ibarettir.

Varlığını başkasının yokluğuna bağlayanlar… Belki de en trajik olanlar bunlardır. Çünkü onlar için var olmak, bir başkasının silinmesine bağlıdır. Oysa hayat, eksilterek değil, çoğalarak anlam kazanır. Başkasını yok sayarak var olmaya çalışan insan, aslında kendi varlığını da anlamsızlaştırır.

Bütün bu özellikler bir araya geldiğinde karşımıza çıkan tablo nettir: Kendine ait bir kimliği olmayan, başkalarının gölgesinde şekillenen, içi boş bir varlık. Yaşar gibi görünen ama aslında yaşamayan… Bir “yaşayan ölü”.

Toplumlar, bu tip kişiliklerle doldukça çürür. Çünkü üretmek yerine tüketen, inşa etmek yerine yıkan, yükselmek yerine aşağı çeken bir zihniyet yayılır. Bu yüzden mesele sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsaldır.

Gerçek insan ise başkasının başarısıyla küçülmeyen, başkasının varlığıyla yok olmayan insandır. Kendi emeğiyle yükselen, kendi değeriyle var olan, kendi cesaretiyle yol alan… İşte insan olmanın özü de tam olarak budur.