EDEPLE GELEN LÜTUFLA GİDER!

Hadd-i zâtında kim olmazsa edib,

Feleğin sillesi eyler te’dib. (Nabi)

Bu hârika beyit inancımızda, kültürümüzde var olan edep eğitilerini anlatır bizlere. Edep, insanın ahlâki ölçülere uygun güzel söz, hareket ve davranışlarından ibârettir.

İnsanda bulunması gereken en önemli vasıf edepten başka bir şey değildir.

Sultan el-Ensârî İstanbul Eyüp’te gelen misâfirleri giriş kapısının sağ tarafında yazılı olan “Edep’le gelen, Lütuf’la gider” sözüyle karşılar. O hikmetli sözdeki sırrı bilen de bilmeyende kârdadır. Zîrâ bu kapıda zarar da olan yoktur.

Edep, hem insanların kişiye karşı saygı beslemesine sebeptir hem de yaratanın kuluna lütuf ile muâmele etmesine vesiledir.

Mâlumunuz Efendimizin birçok lakâbı vardır bunlardan birisi de “Habîb-i Edib”tir.

Habîb-i Edib; “Çok edepli ve çok sevgili” demektir. Bu demek oluyor ki edebin de merkezinde tıpkı kâinatın yaratılmasında olduğu gibi sevgi vardır.

Yüreğinde “sevgi” olmayanın da edepli olması düşünülemez.

İnsanları sevecek ki değer versin.

İnsanlara değer verecek ki onlara karşı edepli davransın.

Lâkin bu sevgi kişinin kendi anlayışı içerisinde çizdiği sınırlardan oluşursa hemen fire verecektir. Edep, saygı ve sevgi bir kişinin karşısında el pençe saygı duruşunda durmak değil elbette. “Edep” doğumumuzla berâber bize kodlanan bir kavramdır. Aynı zamanda “Edep” sevgiyi, saygıyı, merhameti, insanlığı içine alan bir kavram değil midir?

Ehl-i İrfandan Ali Dekkak’a:

Namazdayken sinek kovalayan kimse için ne dersiniz?” diye sorarlar. O da;

Allahü Teâlâ’nın huzurundaki edep; hizmetçisi Ayaz’ın, Sultan Mahmud-i Gaznevi’nin yanındaki edepten az olmamalıdır!” der ve inancımızın temsilcileri tarafından bizlere bırakılan şu hârîka hâdiseyi anlatır. O mis kokulu bu mirastan nasiplenmeye ne dersiniz?

Ayaz isminde bir genç bir gün Sultan Mahmud-i Gaznevi’nin resmî hizmetinde bulunurken âniden ayakkabısının burnunu sağa sola sallar. Sultan Mahmud, Ayaz’ın bu hâline şaşırır. Çünkü o zamana kadar kendisinden hiçbir zaman böyle edepsizlik sayılan hâl hasıl olmamıştır. Sultan firâsetiyle, Ayaz’ın bir özrü olduğunu anlar. Yâverine; Ayaz’ı takip edip durumu incelemesini emreder. Sultan’ın adamı Ayaz’ı takip eder. Ayaz bir köşeye çekilip ayakkabısını çıkarır. İçinden bir akrep düşer. Ayaz, ayakkabısıyla akrebi ezerek kendi kendine:

Bugün bana, Sultan’ın huzurunda edebimi bozdurdun! Bugüne kadar Sultan’ın huzurunda bir edepsizliğim görülmemiştir” diye söylenmektedir. Bunları duyan memur durumu Sultan’a arz eder. Ayaz geri dönünce Sultan Mahmud;

Ayaz! Bugün karşımda niçin edepsizlik yaptın? Ayağını hareket ettirip durdun?” der. Ayaz özür diler bir edâ:

Hünkârım kabahat işlemek hizmetçilerin, kölelerin işindendir. Affetmek ise sultanların şânındandır.” der. Sultan Mahmud:

▬ Akrep hâdiseniz bize ulaştı” deyince:

Sultanım! Mademki haberiniz oldu anlatayım! Sizin saltanat nimetlerinize kavuşmuş biriyim. Akrep yedi defa ayağımı soktu, dayandım. Ayağımı oynatmadım. Sekizincisinde takatim kalmadı. Ayağımın ucunu yerden kaldırıp sallamak zorunda kaldım...” der.

Edep öğretilmez, karşımızdaki kişiye sadece yeri ve zamanı gelince hatırlatılır.

Nefisle edebi birbiriyle ilişkilendirebiliriz, nefsine hâkim olamayan bir kişinin zamanla edebinde de bozulmalar olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliriz.

Sevgili Peygamberimiz “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözü ile kişinin nefsine hâkim olmasının önemine en güzel örneği vermiştir.

Nefsimiz değil mi daha çok kazanmamız gerektiği dürtüsü ile aklımızı meşgul eden?

Nefsimiz değil mi daha şık, daha kaliteli giyinmemiz isteğini aklımıza yerleştiren?

Nefsimiz değil mi son model araba, çok lüks bir ev, yüksek bir makam sahibi “neden biz değiliz” diye kendi kendimizi sorgulamamıza neden olan?

Sonuç mu? Zamanla etrafımızın nefsine uyup herkesi kırıp geçiren, kendinden başka kimseyi gözü göremeyen, başarısızlıklarına alkış tutulan, kibir gurur âbideleri ile dolup taşmaya başlayan insanlardan oluştuğuna şâhit oluruz.

“Nefistir seni yolda koyan, yolda kalır nefse uyan.” diyen Yunus Emre başka bir sözünde ise; “Güzeli güzel yapan edeptir, edep ise güzeli sevmeye sebeptir.” diyerek anlayana edepliliğin güzelliğine ne güzel örnek vermiş.

Dilini ve davranışlarını hiçbir kurala ve inanca dayandırmayanların halleri ortadadır.

Hele de bulunduğu makam, mevki, şan, şöhret, mal ve mülkün nerede olduğunun bile farkında olmayanların bunca edepsizlikten sonra hâlâ insanların yüzüne bakarak edepsizliklerine pirim aramaları bu toplumun bireylerini kahretmiştir.

Ne dersiniz şu mübârek ramazan ayında biz de âlemlerin rabbinin huzurunda köle Ayaz kadar hassas davranabiliyor muyuz? Göstermemiz gereken âzami gayreti gösteriyor muyuz?  Bir sultanın yanında kölenin, hizmetçinin gösterdiği edebe bak! Bir de makamların en yükseği olan Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm olan Allah ü Teâlâ’nın huzurunda ibâdet hâlinde olanların ne edepsizlikler ettiklerini, onlardan ne cüretkâr işler meydana geldiğine bir bak!

İlim meclislerinde aradım, kıldım talep

İlim geride kaldı ille edep ille edep. (Yunus Emre)

Allah bizleri edepsizlerden kurtarsın vesselam!

Selâm ve duâ ile…