Cambazın eşekle ilgili pazarlık hikâyesi, yalanın ne kadar iç içe geçmiş bir hâlde hayatımızın her alanına sızdığını gösteren çarpıcı bir örnektir. Yalan, bazen insanları aldatmanın bir aracı, bazen de güveni sarsan bir bozukluk olarak karşımıza çıkar. Ancak, herkesin bildiği ve farkında olduğu yalanın bile nasıl sürdürüldüğü en dikkat çekici yönüdür.
İslâm’ın ahlâkının ışığında, doğru olmanın, dürüstlüğün ne kadar hayati bir değer olduğu daha da belirginleşir. Çünkü doğru söz, bir insanın vicdanında, toplumda ve nihâyetinde Allah katında değer kazanmasının temeli olmuştur. Yalan ise toplumun temellerini sarsan, kişisel bir yozlaşmaya dönüşen bir illet hâline gelir.
Cambazın biri, eşeği yularından çekip gelir pazara. Bir diğer cambaz yanaşır ve:
— Kaça bu eşek?” diye sorar.
— Bin lira!” der. Alıcı:
— Aldım gitti, ver elini helalleşelim!” der. O sırada birkaç kişi alıcının kulağına:
— Yahu görmüyor musun, bu eşek topal. Ondan ucuza verdi!” diye fısıldar. Bir diğeri ekler:
— Yok yok! O eşek topal değil. Tırnağının arasına taş kaçmış. Topal sanıp ucuza elden çıkarmaya çalışıyor!” der. Alıcı hızla satıcıya koşar ve:
— Be adam! Bu eşek topal değilmiş, sadece tırnağına taş kaçmış!” der. Satıcı ise sakince gülümser ve:
— Eşek, topal olmasına topal da... Öyle zannetsinler diye taşı tırnağına ben koydum!” der. Bu defa alıcıya koşarlar:
— Yahu bu eşek gerçekten topalmış! Taşı o koymuş. Seni kandırmış, parayı da cebe indirmiş!” dediklerinde; alıcı dövünmeye başlar ve:
— Vay ahlaksız vay! Eğer verdiğim para sahte olmasaydı, beni kandıracaktı!” deyi verir.
İşte çağımız insanının ahlâk yapısının kısa bir özeti... Herkes birbirini kandırıyor, herkes her şeyin farkında, ama kimse dürüstlüğe yanaşmıyor/yanaşmak istemiyor.
Aleksandr Solzhenitsyn’in dediği gibi:
“Yalan söylediklerini biliyoruz.
Yalan söylediklerini biliyorlar.
Yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar.
Yalan söylediklerini bildiğimizi bildiklerini biliyoruz.
Ama hâlâ yalan söylüyorlar.”
Yalan, insanların birbirlerine olan güvenini erozyona uğratırken, aynı zamanda vicdanların da derin bir yaraya dönüşmesine yol açar. Yalan söylemek, bir anlamda kendini kandırmaktır. İnsan, başkalarını aldatırken, aslında kendi ruhunu aldatmaktadır. Yalanın içerisinde barındırdığı samimiyetsizlik, insanlar arasındaki güven duygusunu eritir ve bu da toplumsal bağları zayıflatır. Her birey, doğru ve dürüst olmayı yaşamının temel ilkesi haline getirmelidir, çünkü yalan, yalnızca kişinin kendisini değil, toplumu da zehirler.
İslâm, yalanı ve hileyi kesin bir şekilde reddeder, doğruluğu ve dürüstlüğü öğütler. Rabbimiz, bizleri doğruyu söylemeye ve yalanın zararlarını görmeye çağırır: “Ey îman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzâb Suresi, 33/70)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yalan söylemenin insanın ruhuna zarar verdiğini ve toplumun huzurunu bozduğunu ifâde etmiştir. Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Söylediğiniz yalanlar, bir zaman sonra sizin kalbinizden çıkar, ancak toplumsal hayatta büyük yaralar açar.”
Gerçekten de yalanın gizlendiği her zeminde, daha fazla yıkım ve acı doğar. Her yalan, yeni bir yalanı doğurur ve sonunda gerçeğin soğuk yüzüyle karşılaşılır. İslâm ahlâkı, insanları doğru sözlü olmaya ve adâletten ayrılmamaya teşvik ederken, yalanın, hem dünya hem de âhiret hayatındaki olumsuz sonuçlarını sürekli olarak hatırlatmaktadır. Bu, sadece dini bir uyarı değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Bir toplumu ayakta tutan en önemli değerlerden biri, bireylerin birbirlerine karşı dürüst ve güvenilir olmalarıdır. Yalanın yaygınlaşması, güveni zedeler ve sosyal yapıyı çürütür.
Necip Fâzıl:
“Yalan, bir kandırmacadır ruhun içinde,
Gerçekse, yalnızca vicdanın sesinde.” der.
Yalan yalnızca söyleyen kişiye değil, onun çevresindeki tüm insanlara zarar verir ve bu zararın, yalan söyleyenin ruhunda derin izler bırakır. Yalanın peşinden gitmek, toplumsal düzeni çürütür ve sonunda herkesin kaybetmesine neden olur. Yalnızca doğru ve dürüst olmak, insanı hem ruhsal hem de toplumsal anlamda huzura kavuşturur.
Âsâr-ı Gönül de:
“Toplum, ancak dürüstlükle var olabilir. Her birey, yalanın ve hilelerin önüne geçmek için kendi vicdanıyla yüzleşmeli ve doğruyu söylemenin değerini her dâim hatırlamalıdır. Yalancı olmak, kısa vâdede kazanç sağlamış gibi görünse de uzun vâdede ruhsal bir boşluk bırakır. Dürüst olmak ise hem ruhsal hem de toplumsal huzurun temînatıdır.”
Elbette anlayana, kalbini bu ilâhî ahenkle arındırmak isteyene...
Hâsıl-ı Kelâm!
“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”
Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...