“Gönül, bir sır sandığıdır; dikişleri sökülmedikçe içindeki hakîkat görünmez.” Yahya Efendi’nin Terzi Kusto’ya söylediği söz, işte bu hakîkatin zarif bir tecellisidir. Her şeyin yenisinin makbul olduğunu söyleyen Kusto Usta’ya; “Sana yamadan söz eden kim, yeniden söz ediyorum ben sana yeniden,” diyerek gönül elbisesinin eskimişliğine değil, onun yeniden dikilmesine işâret eder Hazret. Bu söz, “Allah, sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz; ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” hadîs-i şerifinin gönül diliyle söylenmiş hâlidir.
“Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.” (13/28) buyurur âyet-i kerîme. Bu âyetin mânâsı halk irfânına da şöyle yansımıştır: ‘Gönül yapmak, Kâbe yapmaktan üstündür.’ Çünkü taşın toprağın değil, insanın gönlünün kıblesi vardır. İşte Yahya Efendi gibi gönül sultanları, kalbin ceplerini açmayı öğreten erlerdendir.
Terzi Kusto bir gün, yeni diktiği elbiseyi Yahya Efendi üzerinde prova ederken, Yahya Efendi:
— Kusto Usta! Elbisenin yenisi mi iyidir, eskisi mi? Ne dersin?” der. Terzi Kusto:
— Bu ne sözdür Efendi? Her şeyin yenisi iyi olur elbette. Niye sordunuz anlayamadım?” diye cevap verince Yahya Efendi, gülümseyerek:
— Anlamışsın anlamışsın da, anlamamış gibi yapıyorsun. Bâzıları aynı şeyin hep eskisinde ısrar ederler nedense. Söz gelimi sen. Senin de eskimiş giysilerin ama hâlâ yenilemiyorsun. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş, senin söküğünü de biz dikelim ne dersin?” der. Bu çok zarif, çok mânidar soru karşısında Terzi Kusto şöyle bir kaykılarak, heykel gibi donup düşündükten sonra:
— Anlamışım Hazret, anlamışım, umarım geç kalmamışım!” der. Yahya Efendi:
— Niye geç kalacaksın?” diye sorunca, Terzi Kusto:
— Çürüyen giysi yama tutmaz Hazret.” der. Yahya Efendi de:
— Sana yamadan söz eden kim, yeniden söz ediyorum ben sana yeniden.” der. O sırda provasını tamamlayan Terzi Kusto:
— Tamam Hazret, elbiseniz bana göre tamam. Sizin bir şikâyetiniz var mı?” der. Elbiseyi kontrol eden Yahya Efendi:
— Cebi yok mu bu elbisenin Kusto Usta?” diye sorar. Terzi Kusto:
— Aaaa! Olmaz mı Hazret. Var elbet fakat dikişlerini sökmeyi unutmuşum.” diyerek, cep ağızlarının dikişlerini sökünce, cebin içinden bir kese altın çıkar. Bu duruma çok şaşıran Kusto, ne diyeceğini ne edeceğini bilmez bir halde kıvranırken Yahya Efendi:
— Ne kıvranıp duruyorsun Kusto Usta? O altınlar senin. Sana âit al onları!” der. Terzi Kusto:
— Hayır Hazret, oraya ben koymadım onları!” deyince Yahya Efendi:
— Elbette sen koymadın Kusto Usta. Bize âit hiçbir şey yok ki zâten. Her şey O’nun (cc). Senin hazîneni bizim cebimize koymuş, onu sen bizim elimizden alacaksın demek ki!” diyerek, Kusto’nun elindeki keseyi Kusto’nun eline sıkıştırırken sözlerine şunu ilâve eder:
— Gönül ceplerinin dikişlerini söktüğün zaman, asıl hazîneyi orada bulacaksın!” deyince, Kusto:
— Tamam Hazret tamam, mesaj alınmıştır. Kusto’da oldu Müslüman. Ama, şunu iyi bil ki para için değildir. Şu anda gönlümün cepleri açıldı da onun içindir!” diyerek Yahya Efendi’nin ellerine kapanır.
Cebin dikişi sökülünce ortaya çıkan kese, maddî bir servetten ziyade mânevî bir uyanışın işâretidir. Yahya Efendi’nin “Gönül ceplerinin dikişlerini söktüğün zaman, asıl hazîneyi orada bulacaksın!” demesi, Mevlânâ’nın “Nice hazine vardır ki, toprak altında gizlidir; nice gönül vardır ki, aşk ile dirilir” beytini hatırlatır. Kusto’nun “Şu andan gönlümün cepleri açıldı da onun içindir!” demesi, bir kalbin Allah’a yönelmesinin en latif ifâdesidir.
İşte bu ‘yeniden’ çağrısı, Kur’ân’ın şu âyetiyle de birebir örtüşür: “Ey îman edenler! Allâh’a içten bir tevbe ile dönün ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örtsün…” (Tahrîm, 8). Terzi Kusto’nun “Çürüyen giysi yama tutmaz Hazret” sözüne karşılık gelen bu âyet, yamadan değil, yeniden doğuşun müjdesidir. Çünkü tövbe, gönül elbisesinin yeniden dikilmesidir.
Elbisede unutulmuş bir cep altınla dolabilir; fakat gönülde unutulmuş bir cep, hikmetle dolarsa insanı diriltir. Yahya Efendi’nin “Senin hazîneni bizim cebimize koymuş, onu sen bizim elimizden alacaksın demek ki!” sözü, “İnsan için ancak çalıştığı vardır” (Necm, 39) âyetinin gönülce tefsiridir. Herkes kendi hazinesini arar; kimi altın, kimi aşk, kimi hakîkat…
Bu kıssa yalnızca Kusto’ya değil, gönül elbisesi yıpranmış hepimize seslenir. “Ölenler ölümü bilmez, ölüm kalanların hikâyesidir” denildiği gibi, hakîkati duymak, yaşarken ölmeyi bilmektir. “Yol Elif ise, yön bellidir” sözü, istikâmet üzere olmanın remzidir. Elif gibi dimdik durmak, gönül cebini hakîkate açmaktır.
“Paradır, çalışılır kazanılır,
Borçtur, çalışıp ödenir.
Allah dermansız dert vermesin.
Kulu kula, eli ele muhtaç etmesin.” Bu duâ, gönlün ihtiyaçlarını dile döken en sâde ifâdedir. Çünkü “Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımındadır.” Kelâm-ı Kibârın ifâdesiyle; “Men menne min mennin münne mine'l-MENNÂN.” (Kim bir iyilik yaparsa Mennân (sonsuz iyilik sâhibi) Allah tarafından iyilik görür.) Gönül ceplerini açmak, sâdece altın bulmak değil, insanı ve insana rabbini buldurmaktır.
Âsâr-ı Gönül de der ki:
“Her şeyin yenisi iyi olur elbet; ama gönül eskirse, işte o zaman yeniden başlamak gerek. Yıpranan elbise yamayla tutar; fakat yıpranan gönül, ancak Hak’ka yönelişle tâzelenir. Cebin dikişi sökülünce altın bulunur; gönlün dikişi sökülünce hakikat ortaya çıkar. İnsan bazen dünyayı yeniler de gönlünü yenilemeyi unutur; oysa gerçek diriliş, gönül elbisesini yeniden dikmekle başlar. Yeniden başlamak ise bir cesaret değil, bir lütfa kapı aralamaktır vesselâm.
Unutma: “Hayat ileriye bakarak yaşanır, geriye bakarak anlaşılır.”
Elbette anlayana, anlamak isteyene…
Hâsıl-ı Kelâm!
“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar... Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”
Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...