Düşünün…
Adının önüne eklenen unvanlar kadar memleketine dokunamamış bir idareciyi, bir yöneticiyi…
Kürsülerde güçlü cümleler kuran,
Fotoğraflarda en önde duran,
Ama iş sahaya gelince izi bulunamayan bir yönetim anlayışı…
Elbistan gibi yarasını hâlâ sarmaya çalışan bir şehirde, yönetici olmak sadece bir makam sahibi olmak değildir. O makam; yük almaktır, sorumluluk taşımaktır, gerektiğinde inisiyatif koyabilmektir.
Ama gel gör ki;
Unvanlar uzadıkça etki kısalmış,
Sözler çoğaldıkça sonuçlar azalmış…
Üç yıl geçmiş…
Bir şehir hâlâ toparlanamamış…
Çarşı hâlâ nefes alamıyor…
Ve biz hâlâ “çalışılıyor” cümlesini dinliyoruz.
Oysa bu şehir artık cümle değil, çözüm istiyor.
Bir yöneticinin başarısı;
Kaç konuşma yaptığıyla değil,
Kaç sorunu çözdüğüyle ölçülür.
Kaç kişiyle fotoğraf verdiğiyle değil,
Kaç kişinin hayatına dokunduğuyla anlaşılır.
Bugün Elbistan’da insanlar hâlâ toz yutuyorsa,
Esnaf kepenk açarken tereddüt ediyorsa,
Yollar hâlâ çileye dönüşmüşse…
Orada eksik olan şey bellidir: Etki.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle unvanların arkasına sığınmak yerine, sorumluluğun önüne geçmek gerekir.
Sahaya inmek, dinlemek değil; çözmek gerekir.
Koordinasyonu sağlamak, kurumları aynı hedefte buluşturmak gerekir.
Çünkü bu işler uzaktan talimatla değil, yerinde iradeyle çözülür.
Her fırsatta “takip ediyoruz” demek yetmez…
Artık sonuç almak gerekir.
Elbistan’ın ihtiyacı olan şey;
Gölgede duran değil, ağırlığını hissettiren bir yönetim anlayışıdır.
Bayram geliyor…
Dileğimiz sadece sofraların değil, bu şehrin kaderinin de değişmesidir.
Ama şu da unutulmamalı:
Unvan büyüdükçe sorumluluk da büyür.
Ve eğer o sorumluluk taşınmıyorsa, geriye sadece boş bir isim kalır.
İşte biz, o boşluğu artık görmek istemiyoruz.