Bu haftaki yazımda üzerinde durmak istediğim konu aday adayları değil, adayları seçecek listeleri hazırlayacak olan ‘’Karar Vericiler’’ ile alakalı olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de ve Hadis-i Şerif’lerde, işlerin ehli olana, yani layık olan kimselere verilmesi emrediliyor.

Cenab-ı Hak Nisa Suresinin 58. Ayet-i Kerimesinde mealen şöyle buyurmaktadır;

“Haberiniz olsun ki, Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah işiten ve bilendir.”

Kur'an-ı Kerim'de belirtildiği üzere demek k; Emanet sahiplerinin, emanet edecekleri kişilerde ilk arayacakları şart “ehliyet” ve “liyakat”tir.

Önce herkesin kendine pay çıkarması için ibretlik bir kıssadan hisse anlatacağım.

Sonra konuya geçeceğim. Amaç kıssadan hisse çıkarmaktır.

Bir gün Gazneli Mahmud’a etrafındaki beyler dediler ki:

-Ayaz denilen bu hizmetçinin ne marifeti var ki, sen ona otuz kişinin ücreti kadar ücret ödüyorsun. Sultan Mahmut bu soruya o sırada karşılık vermedi. Birkaç gün sonra beylerini alarak ava çıktı. Giderlerken uzaktan bir kervanın geçmekte olduğunu gördüler.

Sultan Mahmut beylerden birine:

“Git sor bakalım, bu kervan nereden geliyor.” dedi.

Bey atını sürerek gitti. Bir süre sonra geriye döndü:

“Efendim kervan Rey şehrinden geliyor dedi.”

Sultan Mahmut: “Peki, nereye gidiyormuş.” diye sorunca bey susup kaldı.

Bunun üzerine hükümdar başka birini gönderdi, o da gidip geldi:

-Efendim Yemen”e gidiyormuş, dedi.

Padişah: “Yükü neymiş.” deyince o da susup kaldı.

Bu defa Padişah bir başka beye:

-Sen de git yükünü öğren.” dedi. Bey gitti, geldi:

-Her cins mal var, fakat çoğu Rey kâseleri, dedi.

Padişah:

-Peki, kervan Rey”den ne zaman çıkmış.” diye sorunca, bey susup kaldı, cevap veremedi.

Padişah böylece tam otuz beyi gönderdi, otuzu da istenen bilgileri tam olarak getiremediler.

Padişah son olarak Ayaz”ı çağırdı:

-Ayaz, dedi, git bak bakalım şu kervan nereden geliyor.”

Ayaz saygıyla Padişah’ın huzurunda eğilerek konuşmaya başladı:

-Efendim, kervan görünür görünmez sizin merak ederek, soracağınızı tahmin ettiğimden gidip gerekenleri öğrendim. Kervan Rey”den geliyor Yemen”e gidiyor. Yükü şudur, şu kadar at, şu kadar deve, şu kadar katırdan oluşuyor. Kervanda şu kadar insan var, onlardan şu kadarı silâhlı diye başlayarak kervan hakkındaki bilgileri en küçük ayrıntıya varıncaya kadar anlattı. Bütün bunları beyler ağzı açık dinliyorlardı. Böylece Ayaz tek başına otuz beyin edinemediği bilgiyi edinmiş, başaramadığı işi başarmıştı.

Padişah beylerine döndü:

-Sadık adamım Ayaz”a neden otuz kişinin ücretine denk para verdiğimi anladınız mı? Görüyorsunuz ki bu bile, onun hizmetine karşı az geliyor, dedi.

Böylece Ayaz”ı çekemeyerek aleyhinde konuşan beyler utandılar, yaptıklarına pişman oldular.

Kıssadan hisseyi okuduktan sonra gelelim asıl konumuza.

Bütün görevler ve makamlar birer emanettir.

Emaneti ehline vermek ise dinimizin emridir.

Emaneti ehline vermek, bir basiret ve feraset işidir.

Emanetin ehline verilmesindeki amaç, bir işin, bir görevin veya bir makamın hak edene verilmesidir. Bir makama diplomalı veya unvanlı kimse değil, o işi hakkı ile yapabilen kimseler getirilmelidir. Adam kayırmak, adama göre iş vermek uygun değildir. O işe kim layıksa o iş ona verilmeli, layık değilse, layık olanını aramalıdır. Emanet ehline verilirken şahsi tercihlere, yakınlıklara, akrabalıklara, zenginliğe, makam ve mevki’e, asla itibar edilmemelidir, ehliyet ve liyakat esas alınmalıdır.

Şimdi şu günlerde, Elbistan’ı yönetmek için, onlarca aday adayı siyaset sahnesine çıktı. Her bir aday adayı kendi imkânına göre çalışıyor, kulis yapıyor, adamını bulup, aday olmak istiyor. Unutmayalım ki aklın yolu birdir. Aday gösterilecek Belediye Başkan adayı, Elbistan’ı çok iyi tanımalı, donanımlı olmalı, temsil kabiliyeti yüksek olmalı. Güven vermeli, verdiği sözü tutmalı ve icraatlarında şeffaf olmalı. Herkes gücü ve imkânı nispetinde emaneti ehil olanlara tevdi etmenin bilincinde ve sorumluluğunda olmalıdır.

Bir göreve talip olmadan önce, Ziya Osman Saba’nın şu sözü kulağımıza küpe olmalı. Bir röportaj sırasında muhabirin;

“Avukat olduğunuz halde niçin avukatlık yapmıyorsunuz?” sorusuna,

“Kendi haklarımı savunamıyorum ki, başkalarının haklarını nasıl savunayım.”cevabını verir. Oysa günümüzde böyle mi?

Ehil olmayan kişiler herhangi bir koltuk kapmak için kırk takla atmıyor mu?

Emaneti "liyakatli ve ehliyetli" olana değil de, "işimize yarayana" vermek hem emanete hıyanettir, hem de başkalarının hakkını yemektir. Emanetin ehline verilmesi temennisi ile başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşları ve milli mücadele kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum. Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun.