Ne yaparsak yapalım önce kendimize yakışanı yapalım!

Ne söylersek söyleyelim önce elimizi vicdanımıza koyup söyleyelim!

Dilin kemiği yok başkasının dolduruşuna gelip savrulmayalım!

Herkes kendine yakışanı yapar, kendine yakıştırdığı şekilde de yaşar.

Bazılarında kendini geliştirmek yerine, başkalarının başarılarını nasıl engellerim, aşağılarım çabası var! Şikâyet etmeyelim, her kim ne yaparsa içindeki kişiliğinin ve karakterinin gereğini yapar. Hani meşhur bir söz vardır hepiniz bilirsiniz.

“Tilkiyinekadareğitirsenizeğitin, kümesin önünden geçerken yapması gerekenneyseonuyapar.”

Sebepler, nedenler, bahaneler, koşullar ne olursa olsun, kişi, kendine yakışanı yapar.

Yaşadıkça görüyoruz ki; Günümüzde makamdan, mevkiinden dolayı büyük dağları ben yarattım havasında kendini beğenmiş, kibrinden geçilmeyen yetkili veya yetkisiz, seçilmiş ya da atanmış kişilerin kendilerine yakışmayan davranışlarına, yaptıklarına şahit oluyoruz. Caddelerde, sokaklarda, çarşıda, pazarda karşılaştığımız, muhabbet etiğimiz bu kişilerin zaman içerisinde ne çabuk değiştiklerini de görüyoruz. Yetkili, yetkisiz, seçilmiş ya da atanmış makam, mevkii sahibi olan bu insanların her zaman Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ ye söylediği “Ey Oğul!” kelimesiyle başlayan nasihat sözlerini okumaları, okuduktan sonra da çerçeveletip odalarına asmaları gerekir diye düşünüyorum. Mal, mülk, diploma, atanmışlık, seçilmişlik neden insanları bu kadar değiştiriyor diye üzülüyorsanız hiç üzülmeyin üzülmeye değmez.

Bunlar için söylenebilecek tek söz vardır:

“Herkes kendine yakışanı yapar”

Bırakın kim ne yapıyorsa yapsın, herkes kendine yakışanı yapsın.

Bir insana, aklına her geleni yapmak yakışıyorsa, insanlara kıymet vermeyip tepeden bakmak yakışıyorsa ve vefasızlık yapmak yakışıyorsa varsın yapsın.

Artık hiçbir şeye eskisi kadar üzülmüyorum;

"Herkes kendine yakışanı yapar" diyorum konu kapanıyor.

Kendine yakışanı yapan insan huzurlu olur.

“Çay kaşığı gibi ortalığı karıştıran insanların unuttuğu bir şey var, ortam durulduğu zaman bir kenara konulurlar” Sizce de öyle değil mi?

Neden insanlar aynı gömleğin içerisinde durmuyor. Anlaşılan o ki, hangi elbiseyi üzerlerine giyseler de, içlerindeki fare duygusu her zaman öne çıkabiliyor.

Fare duygusu deyince konuyla ilgili bir hikâye geldi aklıma isterseniz birlikte okuyalım.

Memleketin birinde padişah, vezirlerini toplayıp, "Eğitim mi önemli, yoksa cibilliyet mi?" Diye sormuş. Vezirler bir müddet kendi aralarında istişare ettikten sonra, içlerinden biri çıkıp "Tabi ki eğitim padişahım!" Diye cevap vermiş. Aldığı bu cevabın ardından padişah, memleketin dört bir yanına tellallarla haber salmış; "Ey ahali, duyduk duymadık demeyin! Padişahımız en iyi hayvan eğiticisine elli kese altın verecektir." Bu çağrıyı duyan ülkedeki bütün hayvan eğiticileri, yanlarına hayvanlarını da alarak sarayın kapısına dayanmış. Kimi atıyla, kimi köpeğiyle, kimi ayısıyla...

Bu hayvanların yanı sıra, kedisi ile gelen hayvan terbiyecisini huzuruna çağıran padişah sormuş: "Sen bu kediye, tepsiyle servis yapmayı öğretebilir misin?"

Adam, "Altı aylık süre verin, öğreteyim padişahım." Diyerek cevap vermiş.

Destur vermiş padişah. Aradan altı ay geçmiş. Gün bu gündür diyen adam, süsleyip püslediği kediyi kaptığı gibi çıkmış huzuruna padişahın. Zira eğitmiş, öğretmiş, kediyi istediği kıvama getirmiştir artık. Velhasıl, sarayın bütün erkânı toplanmış... Gözler pür dikkat kedi ve terbiyecisinin üzerindeymiş. Padişah hayvan terbiyecisine dönerek "Hadi izliyoruz, göster bakalım hünerlerini" demiş. Bu konuşmanın üzerine sahibinden aldığı komutla servis tepsisini kapan kedi, padişahın önüne kadar gelmiş. Tam o sırada padişah cebinden çıkardığı fareyi yere bırakmış. Can havliyle kaçan fareyi gören kedi, tepsi bardak dinler mi? Tepsi bir yana, bardak bir yana, kaldırıp atmış. Kaçan farenin peşinden sağa, sola koşuşturmaya başlamış, ardından da gözden kaybolmuş. Bunu gören padişah vezirlerine doğru dönerek tekrar sormuş: "Şimdi cevap verin bakalım, eğitim mi önemli, yoksa cibilliyet mi?" Vezirler, boyunlarını bükerek hep bir ağızdan "Cibilliyet padişahım" diyerek cevap vermişler.

Değerli okuyucularım; Bu hikâyenin ana fikrini anladık ama konumuzla alakası nedir diye soruyorsanız eğer. Elbette, eğitim şart ama, cibilliyet de olmazsa olmaz!..

İşte burada demek lazım ki önüne bir fare düştüğünde, yani eline bir fırsat geçtiğinde çıkarları için kişiliğini, öz değerlerini ve hatta kutsal olan her şeyi satmaktan, harcamaktan, tereddüt etmeyecek, ikiyüzlü, yüksek eğitimli kedilerle Allah bizleri dost ve arkadaş etmesin. Şu anda herkes kendine yakışanı yapmakla meşgul, başkaları da ibretle hayretle olanları izlemektedir.

Herkes her şeyi yapmakta özgürdür lakin herkes kendine yakışanı yapmalı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.