Söyle Uhud, söyle bildiklerini,
Zor gününde o Sultân’ı gördün mü?
Bir taş değip inci dişin kırmıştı,
Gül yüzünden akan kanı gördün mü?
Dünyayı sırtından soymuş yürümüş,
Hak yola başını koymuş yürümüş,
Cennet kokusunu duymuş yürümüş,
Yiğit dolu şu meydanı gördün mü?
Bir çiçek açmış da boynunu büker,
Mâziyi düşünür, durur âh çeker,
Kahramanlar kılıç sallar, ter döker,
Şu meydanda toz dumanı gördün mü?
Çoktan görmüş dünya ile hesâbı,
Terk etmiş serveti, dostu, ahbâbı,
Mevlâ’ya giderken yoktu esvâbı;
Mus‘ab derler o civânı gördün mü?..
Alkış tutar gökte melekler O’na,
Almış Zülfikâr’ı, inmiş meydana,
“Allâh Allâh!” deyip döner dört yana,
Ali gibi kahramanı gördün mü?
Kula erişince Hakk’ın çağrısı,
Bahâne olurmuş başın ağrısı...
Söylemeye dilim varmaz doğrusu,
Şehîd Hamza pehlivânı gördün mü?
Sînesiyle perdeliyor Gül’ünü,
Kalkan etmiş kollarını, elini,
Hak’tan gayrısına açmaz hâlini,
Kor yürekli o civânı gördün mü?
Bilmem ne söylenir böyle bir günde,
Tenler kan içinde, canlar düğünde...
Yüreğini hasret bürüdüğünde,
Hakkı gibi perîşânı gördün mü?