Eskiler derdi ki: ‘Baltası körelmiş oduncu, ormanın büyüklüğünden değil, kendi ihmâlinden yorulur.’ İnsan da böyledir; yol değil, hâl yorgun düşürür. İnsan baltasını bilemeyince değil, iç dünyasını bilemeyi unutunca tükenir.

Oduncunun kıssası, sâdece bir meslek hikâyesi değil; insanın iç yolculuğuna dâir bir metafordur. Her gün aynı işi yapmak, aynı duygularla yaşamak, aynı düşüncelerle yürümek… Bunlar, oduncunun baltayı bilemeyi unutması gibi, insanın da rûhunu, niyetini ve gayretini zamanla ihmâl ederek baltasını köreltmesidir. Rabbimizin “Herkes yarın için ne hazırladığına baksın” (Haşr, 18) hitâbı, aslında bir iç muhâsebe çağrısıdır. Çünkü insan, farkına varmadan kalbini karartmaktadır.

Bu âyet, kişinin kendini sorgulamasını, geleceğe hazırlık yapmasını ve içsel yenilenmeye yönelmesini öğütler.

Hayatın baltası, gönlün bilemesiyle keskinleşir. Kıssa oduncudan bahseder ama ders, hepimize dâirdir. Baltayı bilemeden yola devam eden, bir gün kendi gücünden şüphe eder. Oysa mesele sâdece çalışmak değil, durup kendini yenilemektir.

Bir zamanlar, çok güçlü bir oduncu bir kereste tüccarından iş ister ve işe alınır. İşin hem ödeme hem de çalışma koşulları çok iyidir. Tüccarın bu vefâkar tutumu nedeniyle oduncu elinden geleni yapar. Patronu ona bir balta verir ve çalışacağı bölgeyi gösterir. Oduncu büyük bir gayretle ilk gün tam 18 ağaç keserek getirir.

— Tebrikler,” der patron, “Çalışmana böyle devam et!” Patronun bu söylediklerinden daha da motive olan oduncu ertesi gün çok daha gayretle çalışır. Ancak, sadece 15 ağaç kesip getirebilir. Bu durumdan biraz mahcûp olur. Üçüncü günü bunu telâfi edeyim diye gayret üstüne gayret eder. Ama sâdece 10 ağaç kesip getirebilir. Her geçen gün kesip getirdiği ağaç sayısı giderek daha da azalmaya başlar. Oduncu kendi kendine:

— Gücümde ve kuvvetimde azalma oluyor gâliba!” diye düşünür. Ve patronuna giderek özür diler. Çok çalıştığını ama kestiği ağaç sayısının giderek azaldığını söyler. Bunun nedenini de tam olarak çözemediğini ifâde eder. Patron:

— Efendi, en son baltanı ne zaman biledin?” diye sorar. Şaşkınlıkla:

— Baltayı bilemek mi?” diye cevap verir oduncu ve; “Odun kesmekle o kadar çok meşguldüm ki, baltayı bilemek hiç aklıma gelmedi Efendim.” der. İşte tam da bu yüzden, bâzen durmak ilerlemenin en akıllıca yoludur.

Bu sebeple insan çalışmanın ötesinde, zaman zaman yönünü ve yöntemini sorgulamalı; durup düşünerek kendini geliştirmeyi, verimini artıracak yolları keşfetmeyi öğrenmelidir, çünkü asıl ilerleme, arada bir kendi kişisel baltasını bilemekten geçer.

“Âfet-i gamdan aceb dünyada kim azâdedir”. ‘Dünyada kimse var mıdır ki; gam üstüne gelmiş olmasın, onun üzerine gam yağmurları yağmış olmasın.’

“Herkesin bir derdi var madem ki ademzâdedir”. ‘Âdemoğlu değil mi bir kere, mutlaka derdi vardır dışarıdan belli olmasa da.

“Bir hûma-yı zevki bin sayyâd-ı gam takib eder.” Sayyâd avcı demek hûma da kuş. ‘Zevk kuşunu bin tane gam avcısı takip eder. Kuşun peşinde bin tane avcı düşünün. Onun kurtulma şansı var mı? İşte senin de bir zevkini bin üzüntü avcısı takip ediyor. Onu yakaladığın anda başına üşüşecekler.

Böyle bir mevhûma bilmem neden halk üftâdedir.” ‘Üftâde, düşkün demek. Mevhûm, vehm edilen,’ hayal mahsulü olan hakîkat olmayan bir şeye halk, insanlar niçin düşkündür? anlayamıyorum.’

Lâedrî’nin dizeleriyle anlatılan gam, insanın hayat yolculuğundaki kaçınılmaz eşlikçisidir. Herkesin bir derdi vardır; çünkü herkes âdemzededir. Bu gamla baş etmek, bir bileme işidir. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “Mü’minin hâli ne hoştur! Her işi hayırdır. Bu sâdece mü’mine mahsustur. Bir sıkıntı gelirse sabreder, bu onun için hayır olur. Bir nimet gelirse şükreder, bu da onun için hayır olur.”

Sabır, gamın bileği taşıdır. İnsan sabırla bilenir, duâ ile keskinleşir. Zîrâ yükü taşıyan kaslar değil, anlamdır; anlam ise mâneviyatla güçlenir. Niyet, idrakle yoğrulur; bilgiyle şekillenir, duâ ile derinleşir, teslimiyetle sükûn bulur.

Sevgi de Bileme İster

Irvin D. Yalom’un “Yas, başkalarını sevme cesâretine sâhip olduğumuz için ödediğimiz bedeldir.” sözüyle dokunulan sevgi, sâdece bir his değil; bir emek ve yenilenme sürecidir. Sevgi de sabırla bilenir. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur: “Sizden biri kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe gerçek anlamda îman etmiş olmaz.” Bu hadis, sevginin sâdece duygusal değil, ahlâkî ve vicdanî bir sorumluluk olduğunu gösterir. Sevgi, baltanın bileğidir; insanı keskinleştirir, inceltir, olgunlaştırır.

Bir insan neden tükenir? Çünkü çoğu kez çalışmayı beceririz; fakat kendimizi yenilemeyi unuturuz. Baltayı bilediğini sanır, aslında gün gün kendimizi köreltiriz.

Kendini Yenilemek: Mânevî Bileme

Oduncunun baltayı bilemeyi unutması gibi, insan da zamanla kendini ihmâl edebilir. Oysa Kur’ân şöyle seslenir: “Kim Allah’ı zikretmekten yüz çevirirse, ona sıkıntılı bir hayat vardır.” (Tâhâ, 124)

Zikir, tefekkür, ilim ve duâ; bunlar rûhun bileği taşıdır.

Âsâr-ı Gönül de der ki:

“İnsanın en büyük yanılgısı, yürüdüğü yolu değiştirmeden varacağı menzilin değişeceğini sanmasıdır. Oysa hayat, baltasını bilemeyen oduncu gibi bizi her gün kendimizle yüzleştirir.

Her insan, görünmeyen bir ormanda odun kesen bir oduncu gibidir; yolu kendine, baltası kalbine, bileği ise mâneviyatına bağlıdır. Bilemedikçe zorlaşır, yenilenmedikçe yavaşlar hayat. Bu da gafletin tâ kendisidir.

Hayat bâzen hızımızı ölçmez; keskinliğimizi sınar. Çabaladıkça değil, durup kendimizi biledikçe güçleniriz. Tıpkı baltasını bilemeyi unutmuş oduncu gibi…

Çünkü beden değil, niyet taşır yükü. Ve niyet, bilgiyle, tefekkürle, duâ ile bilenir.”

Elbette anlayana, anlamak isteyene…

Hâsıl-ı Kelâm!

“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar... Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”

Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...