“Hakk’ın terâzisi şaşmaz; adımın, niyetin, kelâmın terâzide tartılır; sonra sana döner. Ne edersen kendine edersin ne ekersen onu biçersin.”

Adam, Kahramanmaraş’ta, şehrin kalbi sayılan Gazi Caddesi’nde yürümektedir. Gazi Caddesi, eski Maraş evlerinin hatırasını taşıyan, yokuşlu kaldırımlarıyla insanı hem yoran hem de ruhunu dinlendiren bir caddedir.

Şehrin meşhur delilerinden biri gelir yanına; herkes gibi o da onu iyi tanır. Garibanın teki, zararsız biridir. Yaz günü kat kat giyinir, şehrin sokaklarını arşınlar. Gelir, adamın önüne elini uzatır ve:

— Bana para ver!” der. Adam elini cebine atar, çıkarır paraları. Bir yirmilik uzatır kendisine. Deli gözlerinin içine bakarak:

— Onu değil, şunu istiyorum,” der; elindeki elliliği işâret ederek. Şaşkınlıkla sorar adam:

— Neden onu istiyorsun?” Kendinden gâyet emin bir edâyla:

— Sana gelir. Sen onu ver bana,” der. Adam itiraz etmez, elliliği çıkarır, verir. Elliliği avuçlarken bir kez daha adamın gözlerinin içine bakar:

— Sana gelir,” der ve kalabalığın içinde kaybolur gider.

Bir süre olduğu yerde kalan adam, hâdiseyi hayra yorar ve kendi kendine:

— Delidir, ne yapsa yeridir,” diye düşünür. Elbette bir hikmeti vardır diyerek yoluna devam eder. Eve vardığında kayınvâlidesinin kendilerini ziyârete geldiğini görür. Hoş beşten sonra kayınvâlide damada bakarak:

— Oğlum, bana mîrastan bir pay düştü. İçimden geldi, bu paranın elli bin lirasını size vermek istiyorum. Alın, ihtiyaçlarınız için kullanın.” deyiverir. Adam bu sözünü duyduğunda donar kalır. Dizlerinin bağı çözülür, olduğu yere oturur ve Rabb’ine secde ederek ağlar, şükreder ve:

— Acaba deli olan kim?” der kendi kendine. Biraz önce “Sana gelir,” demişti de o zamanlar ciddiye almamıştı. Şimdi o sözün gerçeğe dönüşmesi adamı derin düşüncelere sevk eder. Bu olay bize şunu hatırlatmaktadır:

“Bu dünyada yaptığınız, söylediğiniz, niyet ettiğiniz her şey, mutlaka bir gün size döner.” Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: “Kim zerre miktarı hayır yaparsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlerse onu görür.” (Zilzâl Sûresi, 7-8.)

Ve Efendimiz (s.a.v.) buyurur:

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez. İnsanlara karşı merhametli olun ki, göklerdekiler de size merhamet etsin.”

Ve Maraşlı anlar ki:

· Kurşun mu atıyorsun birisine, sana misliyle gelir.

· Bir dal çiçek mi uzatıyorsun, sana demet demet gelir.

· Gülüyor musun birisine içtenlikle, kahkaha olup sana döner.

· Ağlıyor musun birinin acısına, gözyaşı olup bulur seni.

· Sana gelir; iyilik yaparsan iyilik gelir.

· Sana gelir; kötülük yaparsan kötülük gelir.

· Sanmayın ettiğiniz küfürler faturasız kalır.

· Sanmayın kırdığınız kalplerin hesabı sorulmaz.

· Sanmayın ki yaptığınız haksızlıklar yaknıza yapışmaz.

· Sanmayın ki bir canı incittiğinizde kendi canınız yanmaz!

· Ufacık bir yardım bile karşılıksız kalmaz.

· Bir selâm, bir gülümseme, bir nasılsın demek dâhi aynı şekilde size döner.

Bizden söylemesi:

Attığınız her adıma dikkat edin; çünkü size gelir.

Ağzınızdan çıkan her kelimeyi ölçüp biçerek söyleyin; çünkü size gelir.

Doğruluk istiyorsanız doğruluk, yalan söylüyorsanız yalan gelir.

Savaş açıyorsanız savaş, barış diliyorsanız barış gelir.

Yol keserseniz, cam kırarsanız, ağaç sökerseniz, adam döverseniz, unutmayın:

Size de gelir! Hem de ansızın, ummadığınız anda!

Erzurumlu İbrahim Hakkı şöyle der:

“Ne edersen kendine edersin, yine kendine,

Ne dilersen başkasına, gelir kendi evine.”

Bu yüzden:

İyilik eken iyilik biçer.

Kötülük eken, kötülüğün dikenleriyle canını yaralar.

Öyleyse saf dilli birinin uzattığı eli geri çevirmeyin.

Zîra onun heybesinde gizli bir sır vardır:

“SANA GELİR!” İyilik yaparsan iyilik gelir.

“SANA GELİR!” Kötülük yaparsan kötülük gelir.

Ne kadar derin bir kuyuya taş atarsan, o taş en sonunda seni bulur. İyilik de kötülük de birer yankıdır; ne gönderirsen, aynısı sana geri gelir.

“Yâ Rabbi, bizleri yolunda yürüyen, doğruyu bulana ve hakkı görebilene çıkar. Kalbimizi ve aklımızı arındır, her işimizde senin rızâna muvâfık olmayı nasip eyle. İyilik ve merhametle dolu bir ömür sürmeyi bizlere nasip eyle. Her adımımızda senin kudretini ve hikmetini hissederek, kendi iç dünyamızla barış içinde olmamızı sağla. Âmin.”

Âsâr-ı Gönül de der ki:

Ne ekerse kul, onu biçer; ne beslerse gönül, onunla bezenir. Hakk’ın terâzisi şaşmaz; yapılan her iş sahibine döner. Unutma: Hakk’ın hesabı incedir ve mutlaka sana gelir.”

Elbette anlayana, kalbini bu ilâhî ahenkle arındırmak isteyene…

Hâsıl-ı Kelâm!

“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”

Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...