Bir kalp, kırıldığında sadece sessizleşmez; bazen bir ömür susar…
Kırılmak hayatın bir parçasıdır; ama kıran, sevdiklerindense bu parça yüreğine saplanır. Ne söz anlatır o acıyı, ne de zaman unutturur. Çünkü insan, düşmanın taşını unutur belki; ama dostun attığı gülü asla…
Köyün birinde yaşayan, iyi yürekli bir adam vardır. Öyle bir adamdır ki, herkese elinden geldiğince yardım eder, kimseyi kırmamaya özen gösterir, insanlara sonsuz bir güvenle yaklaşır. Ancak bu güzel hasleti, çoğu zaman ona pahalıya mâl olur. Güvendiği insanlar, onun bu saf ve temiz kalbini hiçe sayar, onu kırar, incitirler. Yine de o, her defasında toparlanır, kalbini yeniden açar ve iyilik yapmaya devam eder. Ta ki o son olay yaşanana dek…
Bir gün, yine birine iyilik yapar, ona tüm kalbiyle güvenir. Ancak bu kişi, adamın güvenini bir kez daha yerle bir eder. Adam bu kez dayanamaz. Köy meydanında hüngür hüngür ağlamaya başlar. Mahalleli, bu manzaraya şaşırır. Çünkü adamı böyle perişan bir hâlde hiç görmemişlerdir. Merakla yanına varırlar ve:
— Ne oldu, neden böyle ağlıyorsun?” diye sorarlar. Adam, yaşlı gözlerle:
— Birine güvendim, iyilikler yaptım ama o ise beni kırdı. Canım çok acıyor, onun için ağlıyorum…” diye cevap verir. Komşuları, bu duruma alışkın olsalar da adamın tepkisi onlara fazla gelir ve:
— Ama sen zaten hep böyle olmaz mıydın? Bugüne kadar belki yüzlerce insan “Güvenimi kırdı!” diye şikâyet ettin bize. Ancak seni hiç böyle ağlarken görmemiştik. Peki, neden şimdi “Canım yanıyor!” deyip ağlıyorsun?” derler. Adam, derin bir iç çeker ve:
— Ben onu sevmiştim. Hem de çok sevmiştim…” der. Bu söz, bir gerçeği apaçık ortaya koyar: Bir insanı herkes kırabilir; ama sadece sevdikleri gerçekten acıtabilir.
Bir atasözü vardır: “Düşmanın taşı değil, dostun gülü öldürür.”
Düşmanın size zarar vermesi beklendik bir şeydir. Ama dost bildiğiniz birinin gül gibi görünen bir sözü ya da hareketi, yüreğinize hançer gibi saplanır.
Kur’ân-ı Kerîm’de bu hâlet-i rûhiyeyi onaran bir âyet vardır: “İyilikle kötülük bir değildir. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde def et. O zaman bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kişi, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet Sûresi, 34. Âyet) Bu âyet, kalpleri kırmak yerine kazanmanın güzelliğini ve onarıcı gücünü gösterir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de: “Mü’minin kalbi, Allah katında çok değerlidir. Kim bir mü’minin kalbini kırarsa, Allah’ın gazabına uğrar.” buyurmuştur.
Şems-i Tebrizî ise şöyle seslenir:
“Kalp, Allah’ın evidir. Onu kırma! Çünkü sevdiğin insanda bile O’ndan bir parça vardır.”
Bir gönül kırmanın sadece insanî değil, aynı zamanda ilâhî bir sorumluluk olduğunu fısıldar bu sözler kulağımıza.
Mevlânâ da der ki:
“Dostun bir bakışı, düşmanın kılıcından keskindir. Yüreği yaralayan ise sevginin gücüdür.”
Mehmet Âkif ise bir dörtlüğünde şöyle haykırır:
“Biri var ki, her şeyiyle seni sarar;
Bir dosttur, seni kırsa da, hiç aldırmazsın.
Gönlünü ona açarsın, her şeyini paylaşırsın,
Ama bir bakarsın, o da seni en çok kırandır.”
Ve son söz, yine Akif’in diliyle suskun bir yürekten yükselir:
“Nankördür insan oğlu kimse bilmez fendini,
Kime iyilik ettiysen ondan koru kendini.”
Bu satırlar, insan ruhunun en derin yarasına parmak basar. Her iyilik, her güven, her sevgi birer kıvılcımken, bazen en değerli ateşi yakar; ancak unutulmamalıdır ki, kalp kırmanın bedeli, sadece o kalbi kıran değil, kırılana da ağır gelir.
Ne kadar incinirse incinsin, kalbin asıl gerçeği sevebilmek ve güvenebilmek cesaretidir. Parçalansa da sevdanın ışığıyla aydınlanmaya devam eden bir yürek, sadece kırıldığında değil; her an, her düştüğünde gizli bir kuytuda yeniden onarılmayı bekler.
Ve nihayetinde, şunu unutmamalıyız: İnsan, kalbini kıranla değil, kalbinin kırılmasına sebep olana da sevdanın izinden yürümeyi öğretmelidir. Her kırılma, bir arayış, her acı, bir derstir… Ve sevgi, her zaman en derin yaraları saracak güce sahiptir.
Âsâr-ı Gönül de der ki:
“Bir kalp kırıldığında sadece susmaz;
Duâ etmez, iyilik etmez, güven vermez olur.
Zarifoğlu’nun dediği gibi:
“İnsan, en çok değer verdiğinden öğrenir neye değmediğini.
Sevgiyle dokunulmalı kalplere; çünkü kırılan kalpler, kıranı da eksiltir.” der.
Elbette anlayana, kalbini bu ilâhî ahenkle arındırmak isteyene…
Hâsıl-ı Kelâm!
“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”
Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...