İyilik, paylaşıldıkça kıtaları aşan bir köprüye dönüşür. 2026 yılı vekaletle kurban organizasyonu için bir gönül eri olmak adına çıktığım yol beni Nijer’in sıcak ama samimi topraklarına ulaştırdı. Bu konuda emeği geçen Kocaeli İl Müftümüz Sayın Mehmet SÖNMEZOĞLU, Diyanet İşleri Başkanlığımız ile Türkiye Diyanet Vakfı yönetici ve çalışanlarına sonsuz teşekkür ediyorum.

Kara kıtanın ak yürekli insanlarıyla buluşmaya giderken; iyiliğin sınır tanımayan ikliminde; göreceğim yüzleri, tanıklık edeceğim hayatları, heybeme doldurmaya çalıştığım anıları, gözyaşlarını, tebessümlerini, o topraklardaki kardeşlerimizin selamlarını ve manevi yolculuğumu 5 serilik bir yazı dizisiyle sizlerle buluşturmaya gayret edeceğim.

Diyanet İşleri Başkanlığımız ile Türkiye Diyanet Vakfımızın kıtalar ötesinde omuz omuza, ortaklaşa yürüttüğü “2026 Yılı Vekalet Yoluyla Kurban Organizasyonu” kapsamında, Nijer’in o zorlu coğrafyasındaki tüm hazırlıklar tam bir profesyonellikle tamamlanmıştı. Sadece bizlerin gayreti değil, gönül bağımızın ne denli güçlü olduğunu gösteren en büyük unsur yerel halkın da bizlere verdiği o samimi, muazzam destekti. Bu büyük kenetlenmeyle birlikte, ülkenin en ücra, en farklı bölgelerinden titizlikle temin edilen kurbanlıklar, İslâmî usullere uygun olarak kesildi, pay edildi ve büyük bir titizlikle ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldı.

Sahadaki bu büyük çarkın sayısal büyüklüğü ve ulaştığı gönül coğrafyası ise tek kelimeyle hayranlık vericiydi. Nijer genelinde tam 4 bin 250 büyükbaş hayvanın kesimi gerçekleştirildi. Bu devasa sayı; yaklaşık 29 bin 750 hisse kurbanın, tam 160 bin mahzun ve ihtiyaç sahibi aileye ulaştırılması, yüz binlerce insanın evine, sofrasına bayram neşesi taşınması demekti.

Bizler bu susuz çöl topraklarının 41 farklı bölgesinde, birbirine kenetlenmiş inanmış gönüllüler ve görevlilerle bu muazzam organizasyonu yürüttük. Dağıtılan her bir payda, dokunulan her bir masum yürekte bu asil millete edilen duâları işittikçe içimizden hep aynı nidâ yükseldi: Bu aziz kuruma, bu necip millete ve bu muhteşem organizasyona 41 kere maşallah!

Sahadaki Gerçekler ve Algı Operasyonları

Kurban organizasyonu görevlisi olarak adım attığım bu nadide yolculuk, hayatımın en güzel bayramlarından ve dönüm noktası anlarından birine dönüştü. Yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve buralarda şahit olduğum gerçekleri yazıya dökmeseydim, içimdeki o derin mesuliyet duygusu beni yatağımda asla rahat uyutmayacaktı. İnancımızın, yardımlaşma ahlakımızın ve insani değerlerimizin buralarda nasıl filizlendiğini, kilometrelerce öteden uzanan bir şefkat elinin nelere kadir olduğunu herkes bilsin, duysun istedim.

Öncelikle şunu tüm kalbimle ifade etmeliyim: Türkiye Diyanet Vakfı, yılların getirdiği o köklü birikim ve tecrübelere kıtalar ötesinde kelimenin tam anlamıyla muazzam, tıkır tıkır işleyen bir sistem inşa etmiş. Sahaya adım atıp da bu devasa çarkın nasıl bir adanmışlıkla döndüğünü kendi gözlerimle müşahede ettiğimde, bir parçası olmaktan şeref duyduğum Diyanet camiası adına hayatımın en büyük, en eşsiz gururunu yaşadım.

Fildişi kulelerinde oturup, buralardaki emeği, alın terini ve fedakarlığı görmeden ahkam kesenlerin, kurumu karalamaya çalışanların niyetleri malum. Ancak bu kirli algı operasyonları, sahadaki o devasa hakikatin karşısında tamamen eriyip gidiyor. Her yıl çığ gibi büyüyen bir güvenle aziz ve necip milletimizin kurban vekaletlerini hiç tereddüt etmeden bu asil kuruma teslim etmesi, sarsılmaz bir güvenin ve en net cevabın ta kendisidir.

İlk Adım: Ön Yargılardan Uzak Bir Zihinle Yola Çıkış

Nijer’e gitmek üzere görevlendirme yazım elime ulaştığında, zihnimi kulaktan kulağa yayılan yanlış bilgilerden ve sosyal medyadaki önyargılardan uzak tutmaya karar verdim. Bilgi kirliliğinin buralarda yapacağım objektif değerlendirmelere ket vurmasını istemedim. İstedim ki bu coğrafyayı, bu insanları ve buradaki organizasyonu temiz bir zihinle, kendi gözlerimle tanıyayım ve kalbimin terazisiyle tartayım.

Nijer’e ulaştığımızda gördük ki, organizasyon baştan sona en ince ayrıntısına kadar ustaca nakşedilmişti. Günlerce kalacağımız güvenli yerlerden, kurban ibadetinin uygun şekilde yapılacağı kesim alanlarına kadar her şey düşünülmüştü. Süreci anbean kayıt altına alan kameramanımızdan, dil bariyerini ortadan kaldıran tercümanlarımıza kadar her detay yerli yerindeydi. Bizler de bu muazzam tecrübenin ve planlamanın meyvelerinden sonuna kadar istifade ettik. Ekip Başkanımız Sayın Muhammet Bahattin ALKAN bey başta olmak üzere, Din Hizmetleri Müşavirimiz Sayın Salih ŞENGEZER ve sahadaki tüm paydaş kurum ve kuruluşlarımız adeta sıfır hata ile çalışmış, hemen hemen arkalarında tek bir eksik halka bile bırakmamaya gayret etmişlerdi.

Bu muazzam organizasyonun perde arkasında, biz daha Türkiye’de bavullarımızı toplarken başlayan, takdire şayan bir hazırlık evresi vardı. Türkiye Diyanet Vakfı, daha bayram günleri gelip çatmadan evvel, uzman veteriner hekimler eşliğinde kurbanlık vasfı taşıyan tüm hayvanları adeta iğne deliğinden geçirircesine tek tek incelemişti. İslâmî usullere ve sağlık şartlarına tam anlamıyla uygun olan, üzerinde en ufak bir kusur bulunmayan o hayvanlar, üzerlerinde gururla seyrettiğim “TDV” yazan özel küpelerle damgalanmıştı. Bu küpeler, o hayvanın “kurban olmaya uygundur” rütbesiydi ve bu sayede emanetlerin sıhhatinden en ufak bir şüpheye yer bırakılmamıştı.

Sadece hayvanların seçimi değil, lojistik planlama da kusursuz bir nizam içindeydi. Yerel partnerlerle kurulan güçlü iş birliği sayesinde; kurbanlıkların dini kurallara uygunluğunun tespitinden küpeleme işlemlerine, kesim sürecinden payların izdihamsız şekilde dağıtılacağı nokta atışı lokasyonlara kadar her detay perde arkasında muhteşem bir hazırlıkla planlanmıştı. Daha kurban alanına adım atmadan önce, sahada görevli olan her bir yerel personel, o büyük koşturmacanın içinde ne olacağını ne yapacağını ve nasıl hareket edeceğini gayet iyi biliyordu. Kimsenin hakkı kimseye karışmıyor, hiçbir kargaşaya müsaade edilmiyordu.

Tercüman Gençlere Dair Kıymetli Bir Not: Bizlere eşlik eden o pırıl pırıl tercüman zeytin tanesi gençler, Türkiye’de eğitim görmüş, ülkemizi ve Türkçemizi gayet iyi bilen Nijer’li çocuklardı. Bu manzara, uluslararası eğitim vizyonumuzun ve kültürel köprülerimizin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyordu. Türkiye’nin yıllar önce ektiği o eğitim tohumları, bugün Nijer’in çöllerinde bizlere yol gösteren, gönül bağı kuran birer çınara dönüşmüştü. Takipte kalmanız dileğiyle...

Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...