İnsan, en çok kendine yabancıdır. Aynaya her baktığında gördüğü yüz değil, unuttuğu vefâdır.

Bu kıssa, sadâkatin köpeklerde, nankörlüğün ise insanda nasıl tezâhür ettiğini anlatan bir ibret aynasıdır. Her satırı, insanın kendine dönüp bakması için bir çağrıdır.

“İyiliği unutan insan, kötülüğü hatırlamakta mâhirdir.”

Bu söz, şimdi ete kemiğe bürünmüş bir şekliyle önünüze çıkacaktır. Bir kral, bir hizmetçi ve on vahşi köpek… Sadâkatin ve nankörlüğün en çarpıcı karşılaşması…

Kralın on vahşi köpeği vardır. Kral, hata yapanları ya da isyan edip karşı gelenleri bu vahşi köpeklerin önüne atar; onların parçalanışını izlemekten garip bir haz duyar. Bir gün, hizmetçilerden birinin affedilmeyecek bir hatasına rast gelir ve hiç hoşlanmaz. Bu yüzden hizmetçinin köpeklere atılmasını emreder.

Hizmetçi şâirin:

“İyi günlerinde yanından gitmez,

Düştün mü tanımaz, selâm da vermez.

Yanından geçer de seni hiç görmez,

Dağlanmayı dosttan öğrenir insan.” dizelerini hatırlar. Çâresizce ama kararlılıkla Kral’a der ki:

— Efendim! Size on yıl hizmet ettim ve siz bir hatamla bana bunu lâyık görüyorsunuz. Lütfen beni o köpeklere atmadan önce on gün bana süre verin!”

Kral teklifi kabul eder. Hizmetçi, köpeklere bakan bekçiye gider ve önümüzdeki on gün boyunca köpeklere hizmet etmek istediğini söyler. Muhâfız şaşırır ama kabul eder. Hizmetçi köpekleri beslemeye, temizlemeye, yıkamaya ve onlara her türlü rahatlığı ve konforu sağlamaya başlar. Köpekler ilk kez, kendilerine vahşi muâmele yapmayan iyilikle yaklaşan bir insan görürler.

On gün dolduğunda kral, kölenin cezalandırılması için arenada köpeklere atılmasını emreder. İçeri atıldığında aç köpeklerin kuyruklarını masumca sallayarak sâdece hizmetçinin ayaklarını yaladığını görünce seyreden herkes şaşırır. Kral hizmetçiye döner:

— Köpeklerime ne oldu böyle?” der.

Hizmetçi fırsatı iyi kullanır ve:

— Efendim! Köpeklere sâdece on gün hizmet ettim, bakın onlar bile hizmetimi unutmadılar. Hâlbuki size tam on yıl hizmet ettim ve siz bir hatamla yaptığım her şeyi unuttunuz!” der.

Sadâkati unutan, nankörlüğü alışkanlık hâline getiren insana ibretlik bir hatırlatmadır. Her çağda ve yerde hikâye tekrar eder. İnsan, nimete gelince hafızası zayıf, hataya gelince keskindir. Kur’ân-ı Kerim’de insanın bu nankörlüğüne şöyle işâret eder: “İnsan, gerçekten çok nankördür.” (Âdiyât, 6)

Yunus Emre ne güzel hatırlatır: “İnsan; iyiliği kadar taşlanır, merhameti kadar dışlanır, kulluğu kadar da sınanır.”

Ne var ki insan, kendisine yapılan iyiliği değil; kusuru büyütür. Resûlullah (s.a.v.) buyurur: “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.”

Köpekler bile sadâkatle anılır; ama insan çoğu zaman nankörlükle… Çünkü hayvan fıtratını bozmaz; insan ise fıtratına ihânet etmekte mâhirdir. Kur’ân bu yüzden bizleri çarpıcı bir şekilde uyarır: “Sonra kalpleriniz katılaştı; artık taş gibi, hattâ taştan da katı…” (Bakara, 74)

Zulmü alışkanlık edinenler, unutmasınlar ki her şeyin bir hesâbı vardır. Şâirin dediği gibi;

“Suyu ateş ile buhar ederler,
Ateşi su ile duman ederler.
Toprağın üstünde azanları,
Yerin altında adam ederler.”

Âsâr-ı Gönül der ki:

“Dünya, insanın kendi hakîkatini seyrettiği dev bir aynadır; ancak çoğu göz, bu aynada başkalarının kusurlarını görmeye ayarlı bir mercek taşır. Bir insanın gördüğü bin iyiliği tek bir kalemde silip, kendine yapılan ufak bir yanlışı ömür boyu zihninde biriktirmesi, ruhunun değil nefsinin mahâretidir. Oysa ilâhî terâzide asıl ağır çekecek olan, senin unuttuğun ama muhâtabının sende bıraktığı emânet iyiliklerdir. Başkasına attığın her taş, aslında kendi aynana çarpar; o aynada gördüğün karanlık, senin yüzündeki isin yansımasıdır. Yolun sonuna vardığında, elinde tuttuğun “bana ne yaptılar?” çetelesi değil, “ben ne bıraktım?” sorusunun cevabı kalacaktır. Unutma; Hakk’ın huzurunda mâzeretler değil, heybendeki vefâ ve o vefâdan doğan samîmiyet konuşacaktır.”

Elbette anlayana, anlamak isteyene…

Hâsıl-ı Kelâm!

“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”

Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...