Söze sadâkat, mânâya emânet… İnsan, nazarıyla değil, gönlüyle görür. Kalp saf ise, bakış berraktır; kalp bulanıksa, dünya simsiyah görünür. Nitekim Mevlânâ der ki: “Senin baktığın pencere kirliyse, benim çiçeklerim sana çamur görünür.”
Kur’ân-ı Kerîm, kalbin bu merkezi rolünü şöyle haber verir bizlere: “Onların kalpleri vardır, fakat onunla anlamazlar. Gözler kör olmaz; asıl kalplerdir kör olan...” (Hac, 46) Çünkü kalp gözü kapanmış bir insan, hakîkati değil, hevâ ve hevesini görür.
İnsanın kalbindeki bu körlük, bâzen bir başkasını sâdece dış görünüşüyle yargılamasına veya ona haksız sıfatlar yüklemesine sebep olur. Tıpkı hikâyede olduğu gibi: Öğrencinin biri sınıf arkadaşının sırtına ‘aptal’ yazılı bir kâğıt yapıştırır ve diğer öğrencilere hiçbir şey belli etmemelerini söyler. Herkes sessiz kalır, ancak kendi aralarında eğlenip gülüşürler.
Matematik dersinde öğretmen tahtaya bir problem yazar. Sâdece sırtında aptal yazan çocuk doğru çözümü bulur. Etrâfındaki gülüşmelere aldırış etmeden tahtaya ilerler ve problemi çözer, ancak neden herkesin güldüğünü bir türlü anlayamaz. Öğretmen kâğıdı çocuğun sırtından alır, ona gösterir ve:
— Görünüşe göre, sınıftaki biri senin sırtına bunu yapıştırmış. Bil ki, hayatın boyunca insanlar sana etiketler yapıştırmaya çalışacaklar. Bunların çoğu, ilerlemeni engellemek için olacak. Eğer sırtındaki bu alaycı kelimeyi bilseydin, muhtemelen tahtaya kalkmaz, problemi çözmez ve böylece kendini gösteremezdin. Bugün yaptığın şey, bundan sonra hayatın boyunca yapman gereken şeydir. İnsanların sana yapıştırmaya çalıştığı etiketleri görmezden gel ve her öğrenme ve gelişme fırsatını değerlendir.” der ve diğer öğrencilere dönerek:
— Görünüşe göre bu sınıfta seni gerçekten önemseyen sâdık bir arkadaşın bile yok, eğer öyle bir arkadaşın olsa idi seni uyarırdı. Arkadaş sayısının fazla olması önemli değil, asıl önemli olan sadâkattir. Gerçek bir arkadaş, senin arkandan seni savunandır. Gerisi sâdece dedikodudan ibârettir…” diye sınıfa unutamayacakları bir ders verir.
Tozlu bir camdan bahçeye bakar çocuk. Bahçedeki güller solgun, dünya gri görünür. Annesi pencereyi siler; çocuk şaşırır: “Anne, dünya güzelleşmiş!” Oysa dünya hep oradadır. Güzelleşen, yalnızca bakışıdır.
İşte bunun için Efendimiz (s.a.v.)buyurur: “Allah sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar.”
Hakîki görme, hissedişle başlar. Kalpten sızmayan hiçbir bakış, gönle tesir etmez. Yunus Emre’nin diliyle:
“Gönülden gönüle bir yol vardır görülmez,
Gönülden gönüle gider, araya dil gerekmez.”
Niceleri vardır, kalbi kıbleye dönük olduğu hâlde yüreği kıblesizdir. Kıbleye yüzünü dönen çoktur; ama kalbini dönen azdır.
İnsanın kendini bilmesi, Rabbini bilmesine açılan ilk kapıdır. “Men arafe nefsehû fekad arafe Rabbehû.” (Kim nefsini tanırsa, Rabbini tanımıştır.) Bu tanıma, dışarıya değil, içeriye bakmakla başlar.
Bâzı insanlar da; hakîkati eğip büker, sözü oyun eder. Bâzılarının ise; sözü gümüş, sükûtu altındır. Hz. Ali: “İki şey insanı yüce eder: Konuştuğu zaman sözünün güzelliği, sustuğu zaman ise edebi.” der.
Bilinmeli ki, kalpten gelen kelâm, kulağa değil, yüreğe dokunur. Bunun içindir ki İstiklâl Şâiri:
“Îmandır o cevher ki ilâhî ne büyüktür,
Îmansız olan paslı yürek, sinede yüktür.” diye uyarır bizleri.
Herkes konuşur; lâkin hikmetle konuşmak az kişiye nasip olur. Şems-i Tebrîzî: “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.” der.
Hayat, dışımızda değil, içimizde akmaktadır. Dışarıdaki rüzgârları susturamayız belki; ama içimizdeki fırtınayı dindirebiliriz. Bunun yolu da gönlün temizliği, niyetin sâdeliği ve bakışın merhametidir.
Âsâr-ı Gönül de der ki:
“Gönül yoksa söz gürültüdür, karar yüktür. Hakîkat, etiket sevmez; gönül ister. Gönlünü aralamayan, hakîkati hep uzaktan seyreder.
Kalp temiz olursa, söz berrak olur. Gönül saf olursa, nazar rahmet olur. Ve insan; hakîkate yüreğini açtığında, dünya da cennet olur.”
Elbette anlayana, anlamak isteyene…
Hâsıl-ı Kelâm!
“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”
Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...