“Bir eşek bana tekme atarsa, onu dâvâ mı edeyim, şikâyet mi edeyim, yoksa tekme mi atayım?” Sokrates’in bu meşhur sözüyle başlayalım.

Mesele, tüm tartışmaları ve argümanları kazanmakla ilgili değildir. Mesele, enerjimizi gerçekten hak eden kişilere yönlendirebilmektir. Bilgelik her zaman yüksek sesle konuşmaz; çoğu zaman susar ve bu susuş, derin bir yankı uyandırır. Zîra Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:

“Onlar boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve derler ki: ‘Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size! Selâm olsun size! Biz câhillerle (birlikte) olmak istemeyiz.” (Kasas, 28/55) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurur:

“Kim Allah için tevâzu gösterirse, Allah onu yüceltir; kim kibirlenirse, Allah da onu alçaltır.”

İşte hayatı boyunca hep tevâzuyu ve sükûneti öğütleyen hikmet sâhipleri bilgelik ve susmanın en derin târiflerinden birini şöyle yaparlar: “Bilgelik her zaman yüksek sesle konuşmaz; çoğu zaman bir bakış, bir susuş, bin söze bedel olur.”

Bilgelik, kendini ispat etmeye ihtiyaç duymaz; o yalnızca varlığını gösterir. Çünkü hakîkat bağırmaz, akar… Anlayana sessizce işler, gönülden gönüle köprü olur.

İnsanı yücelten şey, sesini değil; seviyesini yükseltmesidir.

Bir gün, yaşlı bir bilge köy meydanında güneşin tadını çıkarırken, yanına öfkeden deliye dönmüş bir genç delikanlı gelir ve:

— Babalık! Şu karşı köyden biri bana hakaret etti! Beni küçümsedi ve aşağıladı. Şimdi ona ne yapmalıyım?” der. Bilge hafifçe tebessüm eder. Cebinden bir mendil çıkarır, yere bırakır ve:

— Şunu al evlâdım!” der. Genç eğilir, alır. Bilge tekrar yere atar. Genç bir kez daha alır. Bu birkaç kez tekrarlanır.

— Ne yapıyoruz efendi?” der genç, sabırsızlıkla. Bilge gözlerinin içine bakar ve:

— Evâdım! Bir bez veya kâğıt parçası mendili yerden almak için eğiliyorsun; peki bir câhilin sözünü neden eğilmeden yüreğine hemen alıyorsun? O söz senin değil. Eğilme ona be evlâdım.” der. Genç mahcup olur, bilge ise sâkin bir şekilde sözlerine devam eder:

— Bilgelik veya adamlık; duyduğuna değil, duyduğunu neye değer bulduğuna göre tepki verir.” diye fısıldar gence. Bu söz, gencin iç dünyasında derin bir etki bırakır. Susmanın da bir söz olduğunu o an idrak eder. O an anlar ki susmak da bir sözdür. Nitekim Câhit Zarifoğlu der ki...

“İnsan susarak da anlaşılabilir…

Yeter ki karşısındaki, suskunluğun dilini bilsin.”

Suskunluğun da bir dili, hatta bir hikmeti vardır. Ve kimi zaman bu sessiz hikmet, en gür seslerden daha çok yankı uyandırır. Bilgelik veya adamlık yalnızca sözde değil, her hâl ve davranışta gizlidir. Başka bir menkıbede de benzer bir durumla karşılaşırız.

Ehl-i İrfandan biri, halk arasında sürekli kendisine hakâret eden bir adamla karşılaşır. Adam yine yüksek sesle bağırır, ağır sözler eder. Ârif tebessümle başını sallar ve hiçbir şey söylemeden oradan uzaklaşır. Orada bulunanlar, bu duruma hayret eder de:

— Hocam, size bu kadar ağır sözler sarf etti. Hiçbir şey demeyecek misiniz?” dediklerinde; Ârif cevap verir:

— Bir deli, üstüne toprak atarsa, üstünü silkersin. Gidip onunla toprağın hesabını tutmazsın. Cevap vermemek âcizlik değildir. İnsanlığın vakarındandır.” der.

Bilgelik ve adamlık, sâdece bilgi değil; aynı zamanda güzel ahlaktır. Sükûnettir, sabırdır, gönül ferâsetidir. Susmak bâzen en güçlü cevaptır; zîrâ cehâlet bağırırken bilgelik susar ama susuşuyla insana çok şey öğretir. Mevlânâ der ki:

“Nice susmalar vardır ki, haykırıştan daha etkilidir.”

Kıymetli bir kelâm-ı kibarda şöyle denir:

“Akıllı insan, sözü dinlerken; câhil insan, söylerken yorulur.”

Âsâr-ı Gönül de der ki...

“İnsanın iç dünyasında yankı bulan her söz, bir iz bırakır.

Cehâlet bağırırken, bilgelik susar ama o susuş, en bir öğretidir.

Zîra hakîkat, gürültüde değil, sükûnetin içinde parıldar.

Herkesin kendi iç muhasebesini yapması, yalnızca dışarıdaki sesi değil, kalbinin sesini dinlemesi gerektiğini hatırlatır.

Suskunluk, bâzen en büyük cevaptır, çünkü gerçek güç, kendi içindeki dinginlikte gizlidir.

Cehâlet çok konuşur, bilgelik ve adamlık çok düşünür.

Cehâlet bağırır, bilgelik susar.

Ama hakîkat, her zaman yerini bulur.

Çatışma arayan birinin seviyesine inmeyin. Gerçek zekâ, kendini dayatmaya ihtiyaç duymaz, sâdece parıldar.”

Elbette anlayana… Anlamak isteyene…

Hâsıl-ı kelâm:

“Ölenler Ölümü Bilmez, Ölüm Kalanların Hikâyesidir. Yol Elif İse, Yön Bellidir... Herkes Kendi Tercihiyle, Kendi Hayatını Yaşar Ama Kişi Yaşadığı Kadar Müslüman, Yansıttığı Kadar İnsandır; Zîrâ Hakîkat Dilde Değil, Hâldedir. Söz Meclise, Kıssa Herkese… Söz Uzar, Kesmek Gerektir Vesselâm!”

Âsâr-ı Gönül’den selâm ve duâ ile...